Pages

25.12.10

Smooth


İnsanoğlunu en iyi betimleyen organları burnu –daha doğrusu koku alma duyusu- ve midesidir. Çünkü her şeyden önce ikisi de işlev olarak vücudun en tembel ve aptal bölümleri. Mesela üzerinize duty-free'den yarı fiyatına almış olmanıza rağmen yine de maaşınızın önemli bir yüzdesini verdiğiniz parfümünüzü her fısta içiniz kan ağlayarak üzerinize sıktınız. İlk birkaç dakika –sloganındaki gibi dinç, ferah, zinde, genç, ateşli hissettirmeye programlamış- kokusunu alır ve kendinizi reklamındaki üzeri çıplak David Beckham gibi karşı konulmaz, bir bakışla hatunların dizlerini zangır zangır titretecek gibi hissedersiniz. Fakat nedense her geçen saniye koku azalır. Bunun nedeni içinde havaya karıştıkça azalan alkol miktarından çok burnunuzun tembelliğidir.

Aynı koku alma duyumuz gibi, keyifli bir şeyi yapmayı sürdürdükçe ademoğlunun o şeyden aldığı keyif sanki git gide azalmak üzerine programlanmıştır (bakınız; Marjinal Fayda Kanunu). Her gece başka hatun yetmedi mi, haydi threesome’a. Threesome sıktı mı, yallah dörtlüye veya sado mazo münasebetlere. Onlar da mı kesmiyor, uzak doğu seks öğretileri ne işe yarıyor sanıyorsunuz?
Alkol yeterince kafa mı yapmıyor? Yürüyün ota, kokaine, eroine, morfine. İstediğiniz kadar yükselemediniz mi? İstikamet transandantal meditasyon, marş marş! (Öğretinin ismi ne kadar zor yazılırsa doğru orantılı olarak kafa yapma kapasitesi ve yine aynı şekilde kurs ücreti de o denli yüksek olur.)

Velhasıl gözü doymazlık genlerimizde işlemiş. Aynı burnumuz gibiyiz. Keyif zaman çizelgesi her zaman alçalan bir eğimde ve tüketim toplumunun keyif endüstrisi (tanımını hayal gücünüze bırakıyorum) bu eğimi günden güne daha da dikleştiriyor, yani zevk alma sürelerini kısaltıp kısa süre sonra sıfır noktasına –hatta eksilere- düşürüyor.

Doygunluk durumunda burnumuz, yoksunluk durumunda da midemiz bize benziyor. Karnınız ne kadar aç olursa olsun, iki parça bisküvi, biraz su –ya da daha makbulü kahve- ve üzerine yakılan bir sigara ile birkaç dakika içinde salgılanan enzimler sayesinde aptal midemizi meşgul ederek geçici süreliğine bir doygunluk hissi yaratmak mümkün (hayatını böyle geçiren insanlar tanıyorum).

Yaşam rutininiz içerisinde sizi besleyen, kafanıza veri akışını sağlayan, vücudunuza endorfini salan, kısacası sizi siz yapan her şeyden koparak büyük bir yoksunluk içerisinde beyninizi lahanaya çevirerek yaşadığınız bir dönem hiç oldu mu? Eğer Zen yoluna baş koymuş bir shaolin rahibi, hapse düşmüş bir gezgin, ıssız bir adada mahsur kalan bir sosyopat, zaman makinesinin yaptığı arıza ile geleceğe gitmeye çalışırken dinozorlar çağına düşüp geri dönemeyen bir geek, televizyon olmayan bir yerde birkaç gün geçirmek zorunda kalan dizi bağımlısı gibi durumlarda hiç kalmadıysanız midenizin bu özelliği ile varoluşunuz arasında bir bağlantı kuramayabilir ve bana “ne diyon lan!” çekebilirsiniz.

Böyle bir durumda kaldığınızda –bu durumun zorunlu, sizin tasarrufunuz dışında bir şekilde vuku bulması gerek- uzun zamandır sizin için keyif olmaktan çıkmış, günlük hayat rutininizde sıradan gibi gördüğünüz şeyler bir anda size gününüzün en keyifli dakikalarını yaşatabilir.

Mesela Browni Intense eşliğinde “hüplet” pipetli Nesquik muzlu süt içmek. Akşam menüsündeki, içinde sümüğe benzeyen yeşil ve ne olduğu belli olmayan şeyler yüzen tuzsuz çorba, çamura benzeyen karnabahar yemeği, içinden lastik eldiven çıkabilen, üstü nanoteknoloji kullanılarak sertleştirilmiş süper çelik, altı ise kaynamaktan manyamış mantı kıvamında kokuşmuş lorlu börek ve bünyesinde barındırdığı, normal şartlarda homojen hale getirilmiş olması gereken ama kil formunda topak topak olmuş nişastayla beygir spermine benzeyen bir muhallebiyi yemektense “çikolata kaplı, krema dolgulu kek” -ya da diğer tarafında yazdığı üzere “chocolate covered & cream filled cake”-%40 çikolata içeren ETİ’nin oscarlık performansı Browni Intense, insanda Paris’teki bir kafede 45€’luk bir Crème Brûlée yiyormuş hissi yaratabilir. Yanında hüpletilen muzlu süt de çift haneli basamakta yıllanmış bir Bordeux şarabı tesirinde bulunabilir.

Aynı şekilde, gün boyu Ankaralı Turgut, Ankaralı Namık, Ankaralı Muhittin, Ankaralı Armut, Ankaralı Hanzo ve türevi müziklere maruz kalınan bir ortamda 2+1 dandik subwoofer’lı bir sistemde dinlenen kaliteli herhangi bir müzik de insanda orgazm etkisi yaratabilir, kişiye astral seyahat bileti verebilir.

Smooth bende son zamanlarda böyle bir etki yaratıyor. Zaten çok güvendiğim bir site olan Trip-hop.net’in Les Albums Indispensables (vazgeçilmez albümler) bölümü dinleyiciyi pek şaşırtmaz ve mutlaka doğru yol gösterir. Rast gelip edinme şerefine bin bir güçlükle nail olduğum ve hertürlü kültürel endüstri ürününe aç olduğum bir dönemde imdadıma yetişen Parade isimli albüm ilk dinleyişlerimde bana ne idüğü belirsiz gibi geldiyse de her tekrarda beni daha da kendime getirdi ve siteye olan güvenimi daha da sağlamlaştırdı. Özellikle albümdeki “I’ll Be Your Animal”, “Friendly Yours”, “She’s Coming Back” ve “My Body” gibi birbirinden oldukça farklı lezzetlerde, gayet başarılı çalışmalar. Bu albümü tür olarak tanımlamaksa imkansız. Sınıflandırmaya kalksanız çok az müzik türü satırın dışında kalır. Özetle Smooth’un Parade albümü son derece deneysel ve karmaşık tınıların birleşiminden oluşan oldukça iyi bir bir bütün.

Fakat yine de beğenilerim şu sıralar ne kadar güvenilir kestiremiyorum. Söylediğim gibi bir süredir müzik dinleyebilmek dışında diğer en büyük keyfim İnci Pastanesi profiterolü yermişçesine keyif alarak Browni Intense ile muzlu süt tüketmek. Gerisini siz düşünün…